TABİATA İYİLİK OLSUN

Haberleri izledikçe içimiz acıyor. Her yerde tabiat insanoğluna yeter diye bağırıyor. Tabiatı seven bizler onun bu haline üzülmekten ve bireysel bir şekilde ona dikkat etmekten başka bir şey yapamıyoruz. Sadece kuru bir çığlık atarcasına tabiat için haykırıyoruz. Tıpkı Oğuz Atay’ın “İnsan nedir biliyor musun? Ağaçları kesip kağıt yapan, sonra o kağıda, ağaçları koruyun, yazandır.” dediği gibi .


Bazılarımız için ise tabiatın şu anki acı durumunu görmek, onların ruhlarında derin bir ümitsizlik kaplanmasına sebep oluyor. Tabiatın gittiğini ve insanoğlunun onu bu hale getirdiğini görüp düşündükçe kendi türüne ait bir nefret besliyorlar. Haberler bu ruh haline destek oluyor. Sanki bu tabiatın böyle olması yaklaşık 200 senenin bir sonucuymuş gibi. Halbuki yüzyıllar öncesinde bile Yunan mitolojisinde Doğa Tanrısı Pan’ın çok uzun zamandır dünyayı terk ettiğine inanılır. Tanrı Pan, insanoğlunun doğaya yaptığı zarar karşısında artık dayanamaz ve çok gizli bir yerde inzivaya çekilir. Yani şuan tabiatımızın böyle olması sadece kısa zamanın getirisi değildir. Yüzyıllardır bu sorun dünya için hassas olmaya çalışan insanların kanayan derin bir yarasıdır.


Tabiat ümit demektir. Sonbaharda dökülen yaprakların ilk baharda açtığını görmek, bir kozanın yolculuğuna şahit olmak içimize narin bir şekilde ümit ağını işler. İnsanlar yüzyıllardır dertlerini anlatmak için belli başlı simgeler kullanmıştır. Ve nedense dünyanın iki farklı ucundaki kavimler bile tabiatın aynı ürününe benzer anlamlar vermiştir. Tıpkı lotus çiçeği gibi. Yağmur ormanlarının kirli sularında çiçek açan lotus çiçeği, güzelliği ve saflığı ile budizm ve hinduizm gibi inançların sembolü olmayı başarabilmiştir. Biliyorsunuz, insanoğlu olarak savaşlarımız ve tabiata verdiğimiz zararlarımızla ünlüyüzdür. Peki bu kadar canavar olabilen bir varlık nasıl tabiat sayesinde ortak bir dil kullanmayı başardı? Tabii ki de tabiat sayesinde içimizde oluşan iyilik duygusuyla. Tabiatla iyilik duygusu insanoğlu için danışıklı dövüş oynar. Tabiat sayesinde gördüğümüz, duyduğumuz, kokladığımız, tattığımız, dokunduğumuz her şey ruhumuzu ümit ve iyilik sevinci ile doldurur. Bu sayede ruhumuz etrafa saçmak üzere bir sevgi ve şefkat ile kaplanır. İçimiz bunlarla kaplandıkça tabiatı güzelleştirmek için elimizden geleni yaparız ve aslında bu yüzden tabiatta insanoğlu yüzünden oluşan her kötülüğe karşı dikkat kesilir, bu kötülükler arttıkça ümitsizleşiriz. Maalesef ki bu bir kısır döngüdür.


İçi iyilik ve tabiat hassasiyeti ile dolup taşan bizler, başta dediğim gibi tek başımıza mücadele vermeye çalışıyoruz. Bunun yerine birlik olmaya, tabiatı kullanarak birbirimize iyiliği aşılamaya başlamalıyız ve iyiliği aşıladıkça tabiatı iyileştirmeye çalışmalıyız ki ruhumuz, dünyamız, tabiatımız iyilikle dolup taşsın. Yani derdimiz İYİLİK OLSUN!

47 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör